TARIM, HAYVANCILIK VE ORMAN POLİTİKAMIZ Tarım
Tarım en temel ihtiyaç olan beslenme için hammadde kaynağıdır. Tarımın bütün bu ehemmiyetine rağmen devlet tarafından verilen düşük taban fiyatları ve yüksek girdi maliyetleri dolayısıyla tarımla meşgul olan geniş halk kitlesinin gelirleri ve yaşam standartları ciddi şekilde düşmüştür.
Tarımsal kalkınmanın sağlanması için çiftçimizin ürettiği ürünlerin değer fiyatla satılması son derece önemlidir. Bunun için de çiftçiye sahip çıkılacak ve taban fiyatları girdi maliyetleri dikkate alınarak tatminkâr düzeye getirilecektir.
Devlete ait bütün ilçelere TMO kapsamında depolar kurulacak, üretilen ürünlerin bu depolarda belirlenen süre ücretsiz olarak tutulacak, halk teslim ettiği ürünün senedini alarak istediği an depodan bu senetleri getirenler o senetteki malı alabileceklerdir. Böylece aracıların ürünleri üreticiden düşük fiyatla alması, ürün stoklaması engellenerek tarım ürünlerinde ucuzlama sağlanacaktır.
Benzer şekilde çiftçimizin tarım aletleri, gübre ve zirai ilaçları uygun fiyatla temin etmesi de son derece önemlidir. Bu amaçla motorlu ve motorsuz tüm tarım aletlerinin ülkemizde daha düşük maliyetle üretilmesi için gerekli adımlar atılacaktır.
Tarımın teşvik edilmesi ve tarımsal kalkınma için, tarım üretiminde gereken bütün girdilerin üreticilere devlet tarafından sağlanıp, karşılığında ise devletin hasıladan belirlenen payı ayni olarak alması sistemi de değerlendirilecektir.
Toprağın su, gübre, ilaçlama gibi hususlar bakımından ıslah edilmesi, çiftçimizin eğitilmesi, verimliliği artırıcı modern ziraat tekniklerinin uygulanması, bilimsel esaslara dayalı toprak tahlillerinin ve tarımsal haritaların tamamlanması sağlanacaktır.
1983 yılında tohum fiyatlarının serbest bırakılmasıyla başlayan süreç 1984’de Tohum ithalatının serbest bırakılması ile devam etmiştir. Bu süreç (Ocak 2004 tarihinde çıkartılan 5042 sayılı ”Islahatçı Haklarının Korunması” kanunu ve 31 Ekim 2006 yılında yasalaşan 5553 sayılı “Tohumculuk Kanunu” ile devam etmiştir. Tohumculuk kanununun 5. ve 7. Maddesi gereğince köylümüzün binlerce yıldır ürettiği ve takasını yaptığı tohumların ticaretine engel olunmuştur.
Bugün gelinen noktada Türk tarımı yabancı tohumlara mahkûm edilmiş bir durumdadır. Partimiz tohumculuk ile ilgili bütün bu yasaları milli bir duruş ile gözden geçirecek ve ülke için gerekli her türlü tedbiri alacaktır. Yerli tohum gen bankası kurulup her yerli tohum için patent alınacaktır.
GDO’lu hayvan yemlerinin ve tohumların ithalatı durdurulacak, bu ürünlerin insan ve hayvan sağlığına olumsuz etkilerini araştırmak için özel bir araştırma enstitüsü de kurulacaktır.
Yabancı şirketler tarafından üretilen ve Türkiye’de kullanılan tarım ilaçlarının çevreye etkileri mutlaka araştırılacak ve gerekli kısıtlamalar getirilecektir.
Bitki hastalıklarıyla mücadelede biyolojik savaş usullerinin uygulanmasına özen gösterilecek, yeni tekniklerin bulunması için çalışmalar yapılacaktır.
Halkımızın ana besin maddeleri arasında bulunan ve köylü tarafından tercihli olarak ekilen buğday, çavdar, arpa, mısır gibi ürünlerdeki ithal gümrük vergi oranları yükseltilerek köylü vatandaşımızın gelirinin artması sağlanacaktır. Geliri yükselen köylü şehre göç mecburiyetinden kurtulacaktır. Son onbeş yıl içinde ekilen buğday arazisindeki 2,2 milyon hektarlık kayıp telafi edilerek tekrar 9,5-10 milyon hektar buğday ekili alan seviyesine yükseltilecektir.
Ülkemizin gıda güvenliğinin sağlanması için, hali hazırda işlevsiz hale getirilen “Toprak Mahsulleri Ofisleri” yeni silolar ile desteklenecektir.
Bakanlar Kurulu kararıyla sadece sertifikalı yabancı tohum kullanıcılarına verilen tarım desteği, Türk tohumu kullanan üreticilere de verilerek yerli tohum kullanımı desteklenecektir.
2003 yılında un üreten tesis sayımız 1250 civarında iken bu sayı son onbeş yılda 650 tesise düşmüş, ülke un ithal eder hale getirilmiştir. Ülkede un üretimi teşvik edilecek ve ithalat en az seviyeye indirilecektir.
Son onbeş yılda hububat ithalatındaki kotaların kaldırılış sebepleri incelenecek, milli bir duruş gösterilerek gerekli görülen hallerde kotalar tekrar konulacaktır.
Milyonlarca çiftçi ve köylümüzü yıllardır mağdur eden, ekonomimize zarar veren başta 'şeker pancarı kotası' olmak üzere tarım ürünlerine konulan kotalar kaldırılacak, şeker pancarı ve diğer tarım ürünlerinin ekimi teşvik edilecektir.
Birçok hububat ve bitki üretiminde gerçekleşen üretim azlığının gerçek sebepleri araştırılacak ve acil çözümler üretilecektir.
Tarımda ülkemizi yılda en az 100 milyar dolar ihracat yapan bir ülke haline getirilmesi için çalışacağız.
Hayvancılık
Çok değil, kısa süre öncesine kadar “Hayvancılık” halkımızın, köylümüzün en önemli gelir kaynaklarından biriydi. İzlenen politikalar sonucu gittikçe artan miktarda hayvan ithal eder hale geldik. Bu kabul edilebilir bir durum değildir.
Tarım alanında olduğu gibi, hayvancılıkta da gereken bütün girdilerin üreticilere devlet tarafından sağlanıp, karşılığında ise devletin hasıladan belirlenen payı ayni olarak alması sistemi de değerlendirilecektir.
Bütün ilçelerde soğuk ve donuk hava depoları kurularak, hayvancılık yapanların etlerini buralara vermesi ve senedini alması, bu senetleri serbest piyasada istediği an istediği fiyata satmasına imkân hazırlanacaktır. Böylece aracıların ve stokçuların fırsatçılık yapmaları engellenerek et ve süt ürünleri ucuz bir şekilde temin edilecektir.
29 Temmuz 2017 tarih ve 30138 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan kararla Et ve Süt kurumunun canlı büyükbaş, küçükbaş ve karkas et ithalinde gümrük vergilerinin neden sıfırlandığı ve üreticimizin zor durumda bırakıldığı sorgulanacaktır.
Türkiye’nin milli tavuk şirketlerinin neden kapatıldığı veya yabancı şirketlerle ortaklığa zorlandığı ve tavukçulukta oluşan yabancı kartelleşme sorgulanacaktır.
Gıda Tarım ve Hayvancılık bakanlığının 22.09.2016 tarihinde yayımladığı “Gıda katkı Maddeleri Yönetmeliği” 45-60. sayfalarında “Kan ve kan unu, … kemik külü, … mineral katkısı maddesi olarak kullanılabilir” demektedir. GDO’lu tavuk yemlerinin satışına nasıl izin verildiği, bu ithal ürünlerde domuz kanı, yağı, kemik külü ve artıklarının kullanılıp kullanılmadığı araştırılacaktır.
Devlet eliyle atılacak en ciddi adımlarla ve sertifikasyon çalışmalarıyla milletimizin 'helal gıda' yemesi garanti altına alınacaktır.
Yumurta satış fiyatlarının dolar bazında sürekli olarak düşürülmesinin ve köy yumurtacılığının öldürülmesinin sebepleri araştırılacak, gerekli tedbirler alınacaktır.
İngilizlerin bizden alarak ürettiği ve "Angora Goat” olarak pazarladığı keçilerden ve tiftiklerinden milyonlarca sterlin kazanmaktadır. Çok değerli tiftik ürettiğimiz Ankara Keçi sayısının 2017’de neden hala 86.000’lerde olduğu araştırılacak. Sadece Ankara keçileri değil diğer ırk keçilerin sayısındaki vahim düşüşün de sebepleri sorgulanacaktır.
Kendi topraklarımıza ait, bu coğrafyaya uyum sağlamış, Orta Anadolu’da yetişen “Yerli Kara”, Trakya’da yetişen “Boz”, Torosların “Güney Anadolu Boz Irkı” ve Doğu Anadolu’nun “Doğu Anadolu Kırmızısı” sığır ırklarımız vardı. 2012’de 2,5 milyon olan sığır sayımız 2017’de 1,6 milyona geriletilmiştir. Bu ırkların sistematik olarak neden yok edildiği, üretiminin arttırılması için neden özen gösterilmediği araştırılacaktır.
Ülkemizdeki kültür (ithal) sığır sayısı 2000 yılında 1,8 milyon iken bu rakam 2017 yılında 7,8 milyon seviyesine yükselmiştir. Bu rakam her yıl daha da arttırılmaktadır. İthal sığırlar daha fazla süt verdikleri için tercih edilmektedirler. Ancak, Türkiye şartlarına uyum sağlamakta zorlanan, sık hastalanan, daha fazla ithal ilaç, daha fazla ithal yem yiyen, daha fazla su ihtiyacı olan, birim bakım ve beslenme maliyetleri çok yüksek olan "holstein" ve "montofon" başta olmak üzere onlarca yabancı ırk sığırın ülkemize ithalinin gerçek sebepleri araştırılacaktır.
Ülkemizde 1980’li yıllarda 50 milyon olan koyun sayısının 2017 yılında 31 milyona, 1,1 milyon olan manda sayısının 2017 yılında 117 bine nasıl düştüğü veya düşürüldüğü de sorgulanacaktır. Yerli sığırın yanı sıra küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin hükümetlerce neden desteklenmediği de araştırılacaktır.
Çiğ süt fiyatlarının sürekli düşük tutulmasını, köylünün perişan edilerek yerli hayvan kesmelerine sebep olanların gerekçeleri sorgulanacak ve bu konuda gerekli tedbirler alınacaktır.
Kısa süre öncesine kadar hayvan ihraç eden ülkemizin, geldiğimiz noktada yılda yaklaşık 500.000 büyükbaş, 500.000 küçükbaş ithal etmesine sebep olan politikalar düzeltilecektir.
TUİK verilerine göre hayvancılığın gelişmesinde temel unsurlardan olan çayır ve meraların toplamı 1990’larda 24 milyon hektar iken, bu alan miktarı 2001’de 14,6 milyon hektara düşmüştür. TUİK yeni rakamları neşretmemektedir, ancak bu rakamın şimdilerde 8-10 milyon hektara düştüğü düşünülmektedir. Bu yanlış politikanın sebepleri araştırılacak ve çözümler üretilecektir.
İthal edilen karkas etler üzerinde, hacmi %15-25 kadar arttıran “bradmix” adlı kimyasal maddenin ve parlak görünsün diye kullanılan birçok kimyasal maddenin kullanılıp kullanılmadığı tespit edilerek, toplum sağlığını tehdit eden bu gibi yanlışlara müsaade edilmeyecektir.
Hambuger, hazır köfte, et suyu tabletleri ve benzeri birçok üründe kullanılan MSG (monosodyum glutamat) veya E621 olarak adlandırılan "Çin Tuzu"nun mümkün olan ölçüde en aza indirilmesi sağlanacaktır. ABD dâhil elli ülkede üretimi kısıtlanan, obeziteye sebep olan MSG ile karıştırılmış ürünlerin alzheimer, parkinson, diyabet, böbrek ve karaciğer hastalıkları oluşturduğuna dair iddialar bilimsel araştırmayla desteklendiğinde bu maddenin gıdalarda kullanımı tamamen yasaklanacaktır.
Üç tarafı denizler ile çevrili ülkemizde, her yıl avlanan balık miktarının neden çok azaldığını, 2005 yılında 46.000 ton olan balık avcılığının 2017 yılında 32.000 tona düşmesini ve her yıl artan miktarda balık ithal etmemizin sebeplerini sorgulanacak ve gerekli tedbirler alınacaktır.
GDO’lu mısır ve tavuk artıkları gibi yemler kullanılarak beslenen, denizlerimizde ve göllerimizde oluşturulan “balık tarlalarında”, 2005 yılında 118.000 ton üretilirken, 2017 yılında üretimi 276.000 tona yükseltilen kültür balıkların sağlıklı olup olmadıkları ve kıyılarda oluşturduğu çevre kirliliği sorgulanacaktır.
Bütün bu inceleme ve araştırmalar sonucunda halkımızın sağlıklı beslenmesi, yerli tarım ve hayvancılığımızın geliştirilmesi için gereken bütün adımlar en seri şekilde atılacaktır.
Orman
Ülkemizi güzelleştiren, ekosistemin en önemli parçalarından biri olan ormanlarımızın korunması ve yüzyıllar boyu ülke ekonomisine sürdürülebilir katkı sağlaması için özel bir önem gösterilecektir. Mevcut ormanlarımızın geliştirilerek korunması partimizin temel politikası olacaktır.
Ormanlarımızın ekolojik dengenin en önemli unsurlarından biri olduğunun şuuruyla hareket edilecek, gittikçe çölleşen Dünya’mızda önemleri eğitim yoluyla da ciddi bir şekilde vurgulanacaktır. Özellikle genç kuşaklara, ormanı korumanın ormanı sevmekten geçtiği bilinci, görsel, yazılı ve sosyal medya ile verilmeye çalışılacaktır.
Çarpık şehirleşme için kesilen ormanların birçok ilimizde heyelanlara yol açtığı bilinmektedir. Ormanın tahribata uğradığı bölgelerimizde erozyon sebebiyle aşırı toprak kaybının olduğu şuuruyla da hareket edilecek ve bu konuda ciddi tedbirler alınacaktır.
Orman kadastrosu tamamlanacak, orman alanları ile ormanlık vasfını yitirerek 2B sınıflamasına sokulan alanlar tanımlanacaktır.
Orman alanlarının, düzenli alınan uydu görüntüleri ile değişim analizleri yapılacak, tahrip edildiği görülen alanlara sahada acil müdahale yapılarak kaçak tahribatların önüne geçilecektir.
Orman köylüsüyle ormanlarımızı barıştıracak her türlü önlemler alınacaktır. Köylüsü olmayan ormanı korumanın son derece zor olduğu uygulamalarla görülmüştür. Bu düşünceden hareketle, orman köylüsünün gelirlerini arttıracak tedbirler alınacak, orman köylülerinin köylerini terk etmemeleri sağlanacaktır.
Ormanın keresteye dayalı ürünleri dışında birçok ürünü bulunmaktadır. Orman köyleri civarlarında bulunan böğürtlen, kuşburnu, mantar ve benzeri birçok ürünün toplanması ve satılması yetkisi orman köylülerine verilecektir. Ayrıca orman içinde bulunan meyve ağaçlarının ürün hakları da, bu ağaçların bakımlarını yapmaları şartı ile orman köylülerine verilecektir. Paketleme ve satış işlemleri için devlet yol gösterici olacak ve sistem oturana kadar destek verecektir.
Orman bölgelerinde orman içi dinlenme tesisleri ve mesire yerleri belirlenecek, bu bölgelerde orman köylüsünün ürünlerini satabilmesi için öncelik tanınacaktır. Ormanda rastgele alanlarda piknik yapılması engellenecek, ciddi cezalar getirilerek caydırıcılık sağlanacaktır.
Yeni orman alanları oluşturmak için uzmanlar ile birlikte çalışılacak, bölgeye uyumlu, çabuk yetişen ağaç türlerinin seçilmesine özen gösterilecektir.
Özel arazilerde oluşturulacak endüstriyel ağaç yetiştirme teşvik edilecek ve bu ağaçların satılmasında oluşacak bütün bürokratik zorluklar ortadan kaldırılacaktır.
Milli Parkların korunmasına özen gösterilecektir. Ancak Milli Parklar içinde kalan köylülerin uğrayacağı çeşitli zararlar da devlet tarafından telafi edilecektir.
Orman için emniyet yollarının daima açık tutulması sağlanarak orman yangınlarında acil önlem alınması sağlanacaktır. Bu kapsamda görüntü alanı dışında kalan orman alanları için orman yangın kulelerinin inşası hızlandırılacaktır. Denize, göllere yakın, zor topografik koşulların bulunduğu bölgelerde helikopter ve uçakla yangın söndürmek için gerekli alımlar yapılacak, eksikler tamamlanacaktır.
Madencilik başta olmak üzere yapılması mutlaka gereken çeşitli inşaat faaliyetlerinde ormanın en az zarara uğraması için gereken her tedbir alınacaktır.
Başta orman fakültelerinin araştırma enstitüleri olmak üzere orman zenginliğimizin artması ve korunması için gayret gösteren kurumlar ve hazırlanan projeler desteklenecektir.