DIŞİŞLERİ POLİTİKAMIZ
Dış Politikada temel prensibimiz; inancımızın, tarihi sorumluluğumuzun ifadesi olarak hak ve adalete bağlılık, kaba kuvvet yerine hakkın ve haklılığın üstün tutulmasıdır. Bu prensip doğrultusunda, tüm dünyada;
- Çifte standart yerine adaletin,
- Tekebbür yerine eşitliğin,
- Sömürü yerine işbirliğinin,
- Çatışma yerine diyaloğun,
- Baskı ve zorlama yerine insan haklarının,
- Savaş yerine barışın, hakim kılınması için gerekli adımlar atılacaktır.
Bu noktada en hayati adım; D-8 Organizasyonu'nun kuruluş prensiplerine uygun şekilde, temel hedef ve amaçları doğrultusunda çalıştırılması olacaktır. Ayrıca bu organizasyonun bir sonraki aşaması olan D-60 hedefine bir an evvel ulaşılması için gerekli adımların atılması da dış politikamızın en önemli önceliği olacaktır.
Sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın kurtuluşu için, D-8 teşkilatının temel prensipleri doğrultusunda D-160 birliği tesis edilerek hak ve adaleti merkezine alan “Yeni Bir Dünya” hedefine ulaşılacaktır.
Bütün ülkelerle bilhassa komşularımızla mütekabiliyet esasları çerçevesinde karşılıklı iyi münasebetleri tesis ve idame ettirme kararlılığındayız. Emperyalist güçlerin bölge ülkelerinde huzur ve istikrarı bozmaya yönelik faaliyetlerini engellemek için ilgili ülkeler ile her alanda işbirliği güçlendirilecektir.
Ülkemiz topraklarında yer alan fakat bağımsızlığımızı, milli birlik ve bütünlüğümüzü tehdit eden, milli menfaat ve hedeflerimizle örtüşmeyen faaliyetlerde bulunan yabancı devletlere ait askeri üs ve tesislerin kapatılması temel önceliklerimizdendir.
NATO, AB, İslami İşbirliği Teşkilatı ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere uluslararası antlaşmalara mütekabiliyet esası çerçevesinde sadık kalmakla birlikte milli menfaatlerimize ve değerlerimize aykırı hususlar tekrardan müzakere edilecektir.
Dış politikada muhatabımız olan ülkeler ile ilişkilerimizin karşılıklı saygı, ekonomik ve politik çıkarlar çerçevesinde devam etmesi için çaba gösterilecektir.
Ortadoğu coğrafyasında, kısa ve uzun vadeli olarak ülkemizi ilgilendiren her konuda temel hedeflerimiz doğrultusunda aktif politika izlenecektir.
Ülkemize komşu tüm ülkelerin sınır bütünlüğünün korunması politikasını savunacağız ve emperyalist güçlerin bu ülkelerin bölünüp parçalanmasına yönelik planlarının karşısında duracağız.
Asya-Pasifik ekseninde gelişen ekonomiler göz önüne alınarak yeni ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine özen gösterilecektir.
Milli bir dış politikanın bütün gerekleri, öncelikli olarak milli değerleri özümsemiş dış politika uzmanlarımızdan ve dışişleri mensuplarımızdan beklenecektir. Ülkemizi uluslararası alanda temsil edecek diplomatik kadrolarımızın yetiştirilmesine gereken özenin gösterilmesi, bu alanda görev alacakların milli politikamızı bütün incelikleriyle bilecek ve benimseyecek şekilde eğitilmeleri, ayrıca görev yapacakları ülkelerin temel hususiyetlerine vakıf olmalarının sağlanması şarttır. Bu sebeple dışişleri teşkilatımızı yeni, ehil uzmanlar ve diplomatlar ile güçlendireceğiz.
Kıbrıs halkı ile daima dayanışma içinde olacak, Akdeniz’deki ekonomik ve hukuki haklarını koruma konusunda kararlı olacağız.
Başta Avrupa ülkelerinde olmak üzere, ülke dışındaki tüm vatandaşlarımızın haklarının korunması için uluslararası alanda çok daha aktif ve güçlü politikalar yürütülecektir.
Yunanistan'ın Ege’de karasularını genişletmeye yönelik her türlü girişimi, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün, sınırlarının ihlali anlamına geleceğinden, Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın 2/4 maddesi ve 51. maddesine göre, bu durumun “savaş nedeni” sayılacağı ifadesi dışında hiçbir dayanağı geçerli görmeyeceğiz.
Türkiye’nin Ege Denizi ve Akdeniz'in yer üstü (balıkçılık) ve yer altı zenginliklerinden istifade etmesine imkân veren kıta sahanlığı alanlarımıza tecavüz edilmesine asla müsaade edilmeyecektir.
Avrupa Birliği
AB ile ilişkilerimizin çok dalgalı bir seyir izlemektedir. Özellikle nüfusu az ve geçmişte ülkemiz ile çeşitli siyasi problemi olan bazı ülkeler AB üyesi olduktan sonra her platformda aleyhimize çalışmaktadırlar. Bu davranışları AB içinde bile birçok anlaşmazlığa yol açmaktadır.
AB’nin iç dinamikleri, kurumların işleyiş ve projelerin kabul mekanizmaları bakımından, İngiltere’nin ayrılmasından sonra, Almanya, Fransa ve bir ölçüde İtalya’nın AB içinde karar verici noktaya gelmişlerdir.
AB içinde dini gerekçeler ile ülkemize tavır alan ülkelerin varlığı ve yeni bir “haçlı” zihniyetini oluşturmaya çalışan fanatik ülkelerin, toplulukların var olduğunu da bilinmektedir.
Diğer yandan AB üyesi birçok ülkede, üye olduktan sonra, işsizlik oranları daha da artmaktadır
AB ülkelerinin oldukça yaşlı bir nüfusa sahip oldukları ve çalışacak genç, eğitimli bir nüfusa ihtiyaç duydukları bilinmektedir.
Türkiye ile ticari ilişkilerinde bizleri “Pazar”, kendilerini “Ortak” olarak algılamaktadırlar.
Ortadoğu'daki terörün Avrupa’ya ulaşmaması için Türkiye’yi bir tampon ülke olarak kullanmak istemektedirler.
Bütün bu gerçekler ışığında ve Dünya’da değişen siyasi dengeler göz önüne alındığında, bizim Avrupa’ya ihtiyacımızdan daha fazla, AB’nin bize ihtiyacı olduğu açık bir şekilde ortadadır.
AB ülkeleri ile Türkiye ilişkisinin bütün bu gerçekler gözetilerek, başta ekonomi alanında olmak üzere, karşılıklı saygı ve çıkarlara dayalı olmak şartıyla, haklarımızın en titiz şekilde korunması şartıyla, adil esaslara dayalı bir şekilde sürdürülmesinin bölge için yararlı olduğunu düşünüyoruz.
NATO
Ülkemiz II. Dünya savaşından sonra Batı Ülkeleri Savunma Sistemi olan NATO’ya üye olmuştur. Türkiye, NATO üyeliği öncesi Kore’de, sonrasında Afganistan’da, Somali’de ve ihtiyaç duyulan her yerde, pekçok görevi fazlası ile yapmış ve yapmaktadır. Ancak Suriye olayı başta olmak üzere birçok olay, NATO’nun bize karşı olan sorumluluklarında ayak sürüdüğünü göstermiştir.
NATO, SSCB’ni dağılmasından sonra komünizm tehlikesini birinci tehlike olmaktan çıkarmış, bunun yerine bir takım terörist grupları bahane ederek Müslüman ülkeleri hedef seçmiştir. Bu bahaneler ile Müslüman ülkelerin hedef seçilmesini asla doğru bulmuyoruz. NATO’nun bu yanlışında ısrar etmesi halinde varlığını uzun vadede devam ettirmesini mümkün görmüyoruz.
ABD
ABD Yönetimi’nin uyguladığı politikaların dünya barışına hizmet etmediği muhakkaktır. Afganistan, Irak, Suriye, İran ve Afrika politikalarının bölgede huzur sağlamadığı bilinmektedir. Özellikle, İsrail ile ilgili olarak verdiği taraflı kararların Ortadoğu barışına hizmet etmediği, son derece olumsuz gelişmelere sebep olduğu görülmektedir. ABD Yönetimi’nin bu olumsuz tavırlarının, mevcut yöneticilerin ve bazı fanatik grupların baskısıyla oluştuğuna inanmak istiyor, ABD Yönetimi'nin dünya barışı için bu tavırlarından bir an önce vazgeçmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Türk ve İslam Dünyası
Türk ve İslam dünyası ile ekonomik ve kültürel bağları kuvvetlendirmek için var gücümüzle çalışacağız. Bu potansiyelin, önemli bir ekonomik, kültürel ve siyasi güce çevrilebileceğinin de şuurunda olarak onlarla birlikte ortak politikalar üreteceğiz.
Dünya üzerindeki 57 Müslüman ülke yüksek düzeyde ekonomik ve stratejik değeri bulunan çok miktarda doğal zenginliğe sahiptir. Dış politikamız bu önemli güce sahip Müslüman ülkelerin, ülkemizin öncülüğünde güçlerini birleştirerek ortak hareket etmeleri ve sahip oldukları toplam gücü dünya üzerindeki adaletsizlik, zulüm, sömürü ve işgallerin ortadan kaldırılması için yaptırım aracı olarak kullanmalarının sağlanmasına yönelik olacaktır.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın fikir babası olduğu D-8 teşkilatının canlandırılması, kuruluş amaçlarına uygun bir şekilde çalışması ve asıl hedeflerine bir an evvel ulaşması için gereken her çaba gösterilecektir.
Yakın komşularımız Suriye ve Irak başta olmak üzere, bütün ülkelerle toprak bütünlüğüne saygılı, güvene dayalı ekonomik ve siyasi işbirliğinin geliştirileceği yeni bir dönemin başlatılması için gerekli her türlü gayret gösterilecektir.
Filistin’in bağımsız bir devlet olarak tanınması için uluslararası alanda gereken her türlü çaba gösterilecektir.
Kıbrıs
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığının korunmasına ülkemizin korunması kadar değer veriyoruz. KKTC’nin varlığının ülkemiz güvenliği açısından da çok önemli olduğunu biliyoruz.
KKTC'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da müstakil bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesi, KKTC'de bulunan Türk askeri varlığının eksilmeden devam etmesi, dış güçlerin adada Rum hakimiyeti altında tek devlet dayatması niteliğinde olan çeşitli planlarının asla kabul edilmemesi dış politikadaki önceliklerimizdendir.
KKTC’nin öncelikle Müslüman ülkeler tarafından bağımsız bir devlet olarak tanınması için gerekli diplomatik girişimler acilen yapılacaktır.
KKTC’nin Akdeniz’deki doğalgaz ve petrol rezervlerindeki, uluslararası antlaşmalar ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nda alınan kararlar çerçevesinde oluşan haklarını da sonuna kadar savunacağız.
Kıbrıs’ta Türk tarafının doğal kaynaklar üzerindeki eşit, ayrılmaz hak ve çıkarlarını hiçe sayan hiçbir girişimi ve hak ihlalini kabul etmeyeceğiz ve Kıbrıs Türk tarafının tüm meşru haklarını sonuna kadar koruyacağız.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığını BM nezdinde de kayda geçirdiğimiz sınırlarımızdan hiçbir ödün vermeden aynen koruyacağız.
Yabancı şirketlerin bu bölgedeki deniz yetki alanlarımızda bulunan hidrokarbon kaynaklarına yönelik izinsiz faaliyetlerde bulunmasına hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz. Doğu Akdeniz’deki münhasır kıta sahanlığımızdaki tüm hak ve menfaatlerimizi korumak için bütün tedbirleri alacağız.
KKTC’nin uzun vadede ülkemizin ekonomik desteği olmadan ayakta kalabilmesi için gerekli her türlü siyasi destek verilecek, maddi kalkınma hamlesi başlatılacak, gereken yatırımlar ve ekonomik destekler sağlanacaktır.
Rusya
Rusya bizim komşumuzdur. Bölgede karşılıklı birçok ekonomik çıkarımız bulunmaktadır. Karşılıklı saygı ve çıkar çerçevesinde oluşturulacak her türlü ekonomik proje desteklenecektir.
Dış Göçler
Bulunduğu ülkelerdeki terör-savaş sebebiyle ülkemize göç eden göçmenlerin ülkelerindeki savaş bittikten sonra topraklarına dönmeleri en büyük arzumuzdur.
Halen beş milyon civarında bulunan bu göçmenlerin gençlerinin eğitilmesi, Türkçe öğretilmesi, ekonomiye, insan gücüne kazandırılması için gerekli gayretleri göstereceğiz. Şuurlu bir eğitim sürecinden geçirilmeyen göçmenlerin kısa sürede bir başka problem olarak karşımıza çıkabileceği gerçeğini de göz önünde bulunduracağız.
Afrika
Afrika'nın kuzeyinde yer alan, ülkemize coğrafi bakımdan diğer Afrika ülkelerine nazaran daha yakın konumda olan Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Fas ile ilişkilerimizin daha iyi bir düzeye getirilmesi için gayret gösterilecektir.
Afrika’daki Müslüman ülkeler öncelikli olmak üzere bütün ülkeler ile karşılıklı ekonomik ve siyasal çıkara dayalı ilişkilerimizin arttırılması önemli hedeflerimiz arasındadır.