ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR VE SU POLİTİKAMIZ
Enerji
Bir ülkenin gerçek manada bağımsız olabilmesi için, enerjide dışa bağımlılıktan kurtulması gereklidir. Stratejik bakımdan son derece önemli olan enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmanın sağlanması için gereken hamleler ivedilikle hayata geçirilecektir.
Ülkemizin doğalgaz, petrol, kömür gibi fosil enerji kaynaklarını ithal etmesi her sene artan miktarlarda cari açığa sebep olmaktadır. Hedefimiz bu cari açığı olabilecek en az seviyeye indirmek olacaktır.
Enerji arz güvenliği ve birçok karmaşık siyasi dengeler açısından Rusya, İran, Azerbaycan, Katar, Cezayir ve diğer komşu ülkeler ile çeşitli enerji bazlı uzun vadeli ekonomik ilişkilerimiz bulunmaktadır. Partimiz bütün bu dengeleri gözetecektir.
Ancak Partimiz, enerji politikalarında özellikle ve öncelikle başta güneş enerjisi olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarına hayati bir önem gösterecektir. Güneş enerjisi santralleri kurulu gücünün ilk on yıllık planda mevcut enerji kurulu gücümüzün yüzde ellisine ulaşması en önemli hedefimiz olacaktır. Güneş santrallerinin kurulumunda ülkemizde yapımı ve teknolojik geliştirilmesi kolay olan “Konsantre Güneş Enerjisi” metodu (CSP) tercih edilecektir. Bu konuda ARGE çalışmalarına katılacak, yüksek lisans ve doktoralı eleman sayısının arttırılması da öncelikli hedeflerimizdendir. Çatı tipi güneş enerjisi kurulumunda ülkemizde oluşacak teknoloji kirliliğini önlemek ve ülkemizin verimsiz paneller çöplüğüne dönmemesi için güneş enerjisi panellerinin ithali belli kurallara bağlanacaktır.
Türk teknolojisiyle üretilecek güneş enerjisi panellerinin AR-GE çalışmaları ve yapımı desteklenecektir. Enerji üretiminde kullanılan ve hâlihazırda büyük çoğunluğu ithal edilen tüm araç ve teknolojilerin yerli ve milli olarak geliştirilmesi için gerekli yatırımlara öncelik verilecektir.
Rüzgâr enerjisi santrallerinin kurulumu desteklenecek, ancak aktif tektonik hatların üzerine gelmemesine ve kurulan alanların turist yoğun bölgeler olmamasına dikkat edilecektir.
Kömür potansiyelimiz geliştirilecek ve özellikle linyit potansiyelimizin termik santrallerde çevreye en az zarar vererek kullanımı sağlanacaktır. Karbon ve kükürt salınımını en aza indirmek için özel sektörce yapılacak ARGE çalışmaları desteklenecektir.
Çevre kirliliğine yol açan, tabiatı mahveden, özellikle Karadeniz Bölgesi'ndeki turistik bölgeleri çirkinleştiren dere tipi hidroelektrik santrallerinin yapımı durdurulacak, ancak çok özel uygun şartlar oluştuğunda izin verilecektir.
Verimsiz çalışan termik ve hidroelektrik santrallerimizdeki problemler özenle incelenecek, verim artışı için gerekli idari ve teknolojik önlemler alınacaktır.
BM kararları ve sözleşmelerinin de açık şekilde ortaya koymuş olduğu Kıbrıs civarında ve Doğu Akdeniz baseninde bulunan doğalgaz-petrol yatakları ile ilgili haklarımız en titiz şekilde korunacaktır.
Dünya çapında potansiyeli giderek artan 'yenilenebilir enerji' (gübre, çöp, sera atıkları v.b. atıklardan enerji üretimi) alanında gerekli ilerlemenin sağlanması da hedeflerimiz arasındadır. Mümkün olan ve potansiyeli bulunan her ortamda BİYOGAZ üretilmesi için gerekli teşvikler uygulanacaktır.
Özellikle Karadeniz kıyılarımızdaki hidrojence zengin suların HİDROJEN ENERJİSİ üretimi için yeterli olup olmayacağını ortaya koyacak AR-GE çalışmaları teşvik edilecektir.
TPAO, kritik önemde bir kurumumuz olup yurtiçi ve yurtdışı ortaklarla birlikte yürüteceği petrol aramaları teşvik edilecektir.
Jeotermal enerji açısından oldukça zengin bir ülke olmakla birlikte, Jeotermal kaynaklarımızın %94’lük bir kısmında ölçülen sıcaklıklar elektrik enerji üretimine yetmeyecek kadar düşüktür. Bu gerçek göz önüne alınarak, jeotermal enerji ile ısınan seraların ve ev ısıtmalarının sayısı arttırılacaktır. Elektrik üretimi için yapılacak jeotermal ARGE çalışmaları desteklenecektir.
Çıkarılması esnasında kullanılan kimyasallar sebebiyle, kanser dâhil olmak üzere önemli ciddi hastalıklara yol açan, kimyasalların, kumun ve suyun hidrolik pompalanması sırasında bölgede deprem oluşum sayısını arttıran, çevre kirliliği oluşturması sebebiyle ABD ve Avrupa ülkelerinde üretimine izin verilmeyen KAYAGAZI’nın ülkemizde de üretimine izin verilmeyecektir.
NÜKLEER ENERJİ santrallerinin teknolojisi, kurulumu, hammadde temini alanlarında dışa bağımlılıktan kurtulmak için yapılacak çalışmalar teşvik edilecektir.
Doğal değerlerimiz olan uranyum ve toryum madenlerinin cevher zenginleştirme ve enerji üretimine yönelik nükleer teknoloji geliştirme çalışmaları teşvik edilecektir.
Çekmece Nükleer Araştırma Enstitüsü'nde, Türkiye’nin tıbbî radyoizotop ve sınaî radyoizotop ihtiyacını da karşılayacak “Radyoizotop Üretim Bölümü” yeniden oluşturulacaktır.
Elektrik, su, doğal gaz gibi zorunlu ihtiyaç kalemleri bütün hane halkına asgari oranlar nispetinde ücretsiz olarak sağlanacaktır.
Madencilik
Ülkemiz, maden ve endüstriyel hammadde çeşitliliği bakımından çok zengindir. Bor, toryum, trona madenlerimizin rezerv büyüklükleri son derece yüksektir. Doğal zenginliklerimizden çok daha geniş ve verimli bir şekilde, stratejik hassasiyetler ve milli menfaatler de gözetilerek istifade edilmesi için gereken adımlar hızlı bir şekilde atılacaktır. Elimizde bulunan serveti en ideal bir şekilde değerlendirmenin kanunu yeniden yapılacak, işletmenin ideal usul, metot, yol ve teknolojisi geliştirilecektir.
Mevcut maden kanunu, madenciliği, sadece çok zenginlerin yapacağı bir sektör haline dönüştürmüştür. Bu ise çok yakında kartelleşmeye yol açacaktır. Bu sebeple Maden Kanunumuzun 2015 yılında yürürlüğe giren ve tamamen ceza vermeye dayalı, orta ve küçük sermayeli madenciyi sektör dışına iten birçok maddesi yeniden gözden geçirilecek ve üretimi teşvik edici hale getirilecektir. Maden İşleri Genel Müdürlüğü'nün (MİGEM), sadece ceza vermeye hazır bir kurum niteliğinden kurtarılıp, madencilerin işlerini kolaylaştıran ve hatta madencilerin diğer ilgili kurumlardaki işlerini takip eden, yol gösteren kurum haline gelmesi sağlanacaktır.
Enerji potansiyelimizin ve tabii kaynaklarımızın yerli ve milli yatırımlarla değerlendirilmesi, bu doğal nimetlerden öncelikle milletimizin istifade etmesi hayati öneme sahip olduğundan, bu alanda yabancı sermayeye hâkimiyet sağlayacak ölçüsüz ve adaletsiz uygulamalardan kaçınılacaktır.
Maden, Endüstriyel hammadde ve taş ocakları ruhsatlarının hepsinde Maden Mühendisi bulundurma mecburiyeti, maden mühendisi sayısının çok yetersiz olması sebebiyle yeniden gözden geçirilecek, yetersiz olduğu durumlarda Jeoloji Yüksek Mühendislerinin görevlendirilmesi için yasal mevzuatta gerekli değişiklik yapılacaktır.
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, 1970’li yıllardaki “Enstitü” kimliğine tekrar kavuşturulacaktır. MTA Bölge müdürlüklerinin tekrar kurulmasıyla ülkemizdeki maden varlıklarının ortaya çıkması hızlandırılacaktır. Bu çalışmalar sırasında, işleri hızlandırmak için Yüksek çözünürlüklü (50 cm ve altı) uydu görüntülerinin kullanılması ve Uzaktan Algılama tekniklerinin kullanılması teşvik edilecektir.
Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi sistemlerini madencilikte ve jeolojik harita yapımında kullanabilen personel sayısının hızla arttırılması sağlanacaktır.
Ülke sanayisinin öncelikli ihtiyaçları ve gelişen yeni teknolojilerin ihtiyaçları göz önüne alınarak madencilik yapılması planları yapılacak ve uygulanacaktır. Üretimi ve ihracatı azalan kromit ve bakır başta olmak üzere, metalik madenlerdeki temel sorunlar incelenip, üretim ve ihracat arttırılacaktır.
Bu bağlamda, Demir-Çelik sanayinin ana girdileri olan demir ve kömür başta olmak üzere bakır, kromit ve mangan madenciliğine özel önem verilecektir. Ayrıca, elektrikli araçların akülerinde ve uzun ömürlü Güneş pillerinin yapımında kullanılacak olan Nikel, Kadmiyum, Lityum madenciliğinin geliştirilmesine özel önem verilecektir.
Endüstriyel hammaddelerimizin ham olarak satışı yeniden gözden geçirilecek, katma değeri yüksek ürünler şeklinde ihracatları teşvik edilecek ve desteklenecektir. Özellikle Bor minerallerinin ham halde satışı zorlaştırılacak, işlenmiş, katma değeri yüksek mamul madde üretimi için AR-GE çalışmaları hızlandırılacaktır.
Katma değeri yüksek olan altın ve gümüş madenciliğinin gelişmesi için özel önem verilecektir.
Mermer ve suni mermer sektörü teşvik edilerek bu sektördeki ihracatın arttırılıp, ithalatın azaltılması sağlanacaktır.
Ülkemizdeki alkali granitler detaylı olarak incelenip feldispat üretimi ve ihracatının arttırılması teşvik edilecektir.
Rezervlerinin küçük olması sebebiyle işletilemeyen birçok madenimiz ve endüstriyel hammadde ocaklarımız bulunmaktadır. Bu madenlerin çok bulunduğu bölgeler, mevcut veriler ışığı altında belirlenecek, bu bölgelere MADEN TOPLAMA VE ZENGİNLEŞTİRME ALANLARI- OFİSLERİ kurulacaktır. Bu şekilde toplanan madenler bulunduğu bölgede mekanik, fiziksel ve/veya kimyasal zenginleşmeye uğratılacak ve ihtiyaç bulunan sanayi bölgelerine daha az masrafla ulaştırılacaktır. Bu ofisler Devlet tarafından kurulan ofisler olabileceği gibi, teşvikli özel sektör maden alım ofisleri şeklinde de olabilecektir.
Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde, volkanik camlardan üretilen ve iyi bir izolasyon maddesi olan perlit’in yapı malzemesi olarak kullanımı teşvik edilerek ısı ve elektrik tasarrufu sağlanacaktır. Ayrıca öğütülmüş perlit’in tarım alanlarının tabanlarında kullanılmasıyla su tutucu özelliklerinden de faydalanılacaktır.
Maden kazalarının önlenebilmesi ve en az seviyeye düşürülmesi için gerekli hukuki ve bilimsel çalışmalar en üst seviyeye çıkarılacaktır.
Su
Ülkemizde “Su Kanunu” yoktur. Sularımız ile ilgili bazı meselelerle Devlet Su İşleri, diğer bazı meseleleri ile de Çevre ve Orman Bakanlığı ilgilenir. İller Bankası, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Büyükşehir Belediyeleri, şehir, ilçe, belde belediyelerinin de sorumluluk alanlarına giren konular da bulunmaktadır. Bu durum yetki karmaşasına yol açmakta, bürokratik işler yatırımları oldukça geciktirmektedir. Bu bakımdan ülkemiz şartları için uygun olacak bir “Su Kanunu” çıkartmak ilk hedefimiz olacaktır. Suyun gelecekte çok daha artacak stratejik önemi düşünülerek acilen “Su Bakanlığı” kurulacaktır. Böylece su sorunu akılcı ve objektif teşhis ve tedavi yöntemleriyle çözülebilecektir.
Türkiye kişi başına düşen yıllık 1652 ton su ile “su fakiri” olmaya aday ülkeler arasındadır. Bu ortalamanın dış göçlerden sonra 1500 tona düştüğü düşünülmektedir. Son yılların ortalama verileri dikkate alındığında Ülkemizde kullanıma hazır 112 milyar metreküp suyun yaklaşık 40,5 milyar metreküplük miktarı kullanılmaktadır. Kullanılan suyun yaklaşık 30 milyar metreküpünün tarımsal sulamada, 6,2 milyar metreküpünün içme suları olarak ve 4,3 milyar metreküpünün de sanayide kullanıldığı belirlenmiştir. Bir başka basit ifade ile kullanılan her 4 litre suyun 3 litresi tarımsal sulamada kullanılmaktadır.
Çeşitli tarım ürünleri için kullandığımız suyun yüzde doksan ikisi gibi oldukça yüksek bir oranda “vahşi sulama” dediğimiz “karık, salma ve tava” usulü ile sulanmaktadır. Geriye kalan yüzde sekizlik kısmın yine çok önemli bir oranı “yağmurlama”, küçücük bir kısmı da “damla” usulü dediğimiz teknikle sulanmaktadır. Sulama sistemimiz çok süratle değiştirilerek “Damla Sulama” sistemine çevrilecektir. Bu şekilde tasarruf edilecek suları (yıllık yaklaşık 20 milyar metreküp) özellikle komşu ülkelere satabilmek için “SU BORU HATLARI” inşası dâhil her türlü tedbir alınacak ve oldukça önemli kazançlar sağlanabilecektir.
BİRLEŞİK BARAJLAR SİSTEMİ KURULACAKTIR. Fırat ve Dicle havzamız diğer havzalara oranla çok daha fazla kar ve yağmur alır. Bazı mevsimlerde barajlar taşma noktasına gelir. Bizim dağlarımıza düşen bu sular nehir yatağına elektrik bile üretilemeden bırakılır. Her iki nehir suları ile uluslararası anlaşmamız 500 litre/saniyedir. Bu suyu verdikten sonra kalan sular kurulacak boru sistemleri ile cazibe ile Konya ova bölgesi başta olmak üzere diğer barajlarımıza aktarılacaktır. Bu aktarımın nihai noktalarında konulacak türbinler aracılığı ile elektrik enerjisi üretimi de gerçekleştirilecektir.
Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde bulunan 22 büyük baraj ve göletlere rağmen sulanması gereken 1,79 milyon hektar arazinin sadece %16’sı, 288.000 hektarlık kısmının sulandığı bilinmektedir. Bu eksikliği ortaya çıkaran sebepler bulunup, acil çözümler üretilecektir.
Ülkemizin yıllık atık su miktarı yaklaşık 2,93 milyar metreküptür. Bu suların yeniden değerlendirilmesine özen gösterilecek ve ucuz tarımsal sulama için kaynak oluşturulacaktır. Ayrıca atık sulardaki katı malzemelerin “Kompost Tesisleri” kurularak değerlendirilmesi ve tarımda kullanılacak azot gübre elde edilmesi sağlanacaktır.
Tuz gölü çevresinde bulunan yerleşim alanlarındaki yeraltı suyu pompalayan dalgıç pompa kullanımı kontrol altına alınacak ve çevre toprakların tuzlanması engellenecektir. Tuz gölü çevresindeki illerin kanalizasyonlarının Tuz gölü havzasına dökülmemesi için gerekli bütün tedbirler alınacak, kontroller yapılacaktır.
Kurutulan Amik gölünün yanı sıra, kurumaya yüz tutan Aksaray’daki Eşmekaya Sazlığı, Afyon Hotamış Sazlığı, Kayseri Sultan Sazlığı, Kahramanmaraş, Gâvur Gölü, Konya Samsam Gölü, Suğla Gölü, Burdur Kestel Gölü ve Beyşehir Gölü’nü ve benzeri ortamların yeniden eski hallerine dönebilmesi için gerekli çevresel önlemler alınacaktır.
Denize, göle komşu veya içinden nehir geçen illerimizde bu alanlara kanalizasyonların dökülmemesi ve çöplerin atılmaması için gerekli her türlü tedbir alınacak ve kanuni yaptırım uygulanacaktır.